Yeni Kitap... Yeni Kitap

 

Herkesin bildiği sır değildir!
Feminizm-Kendi Arasında, Aksu Bora'nın son altı yılda çeşitli yayınlarda yazdığı yazılardan oluşuyor. Yazılar kendi içinde, 'Feminizm', 'Kadın Temsili', 'Kadınlık ve Tarih' olarak sınıflandırılmış. Elbette konuya feminizmin ve derdinin ne olduğunu söyleyerek başlıyor.

Ayşe Sağlam

 

Cumhuriyet Kitap - Hakkında en çok konuşulan, fikir yürütmesi 'bilgi olmadan da' yapılan, içeriğe gelince bir umacı tarifi verilir gibi 'atılıp tutulan' konu belki de feminizm. Ne olduğuna, neyin peşine düşüldüğüne dair en ufak fikri olmayanın bile 'haa feminizm mi, o şey işte yaaa' deyiverdiği bir ezberler zinciri... Hatta kadınlar arasında bile 'Yoksa feminist misin?' sorusu din, dil, ırk sormaktan da öte yaftalama-işaretleme vurgusu taşır; yanıtına göre kişinin cismi belirlenecek, az çok ne olduğu gün gibi ortaya çıkıverecektir. Oysa tarihi ve ne demek istediği bunca anlatılan, yazılan; festival ve derslere konu olabilen bir mesele üzerinde bu cehaleti sürdürebildiğimizi anlamak mümkün değil. Mesafesi içeriğinin yüklü oluşundan mıdır, yoksa ne demek istediği kavranırsa, aklı olanın -kendinde olanın- mutlaka biraz daha derinine erişmek isteyeceğinden; yani bilgilenme korkusundan mıdır, bunun yanıtını ezber bozan ifadesiyle Aksu Bora'nın Feminizm-Kendi Arasında kitabıyla veriyor. Üstelik, bir temize çekme, yok yere kendini aklamaya-hatta ikna etmeye çalışmaktan çok ötede, insanın doğası gereği çoktan biliyor olması gerekenin altını çizerek yapıyor bunu. Kadın, hangi koşullarda kadınlığından cayar, onu vazgeçiren, bir şeylere razı gelişe sürükleyen nedir, ortak bir kabullenişle bilip susulan bu gerçekle 'nasıl yaşanır'ın yanıtları baştan belli sorguları karşılıyor bizi sayfalar arasında.

FEMİNİZM, SADECE KADIN ERKEK FARKI DEĞİL

Her defasında ertelenen bir görev gibi algılanan kadın olma meselesinin, en çok kadının kendi düşüne, yoluna ihanetinden doğan bir reddetme olduğunu zaten biliyor muyduk, yoksa bir yerlerde okudukça aklımızda beliren o aydınlanma anı diyebilir miyiz buna? Yazarın özellikle anımsatmak istediği belki de bu aydınlanma anlarının bir şeye dönüşüyor olması, ayrımların altını çizerken yiten vakitte çoktan alınabilecek yollar olduğu... Zaten bu ayrımlar meselesi, yapıp edilemeyenler dökümü, yetersizlikler hafızası nedeniyle üzerinde 'en çok konuşulan' konulardan biri feminizm. Ancak Bora'nın bu kitapla yapmak istediği şey, bu olmamışların kaydı yerine, birbirine dokunanın, başarılanların üzerinde durmak. Zaten kitabın ortaya çıkış fikri de yapılanların, kazanımların hâlâ gözle görülemiyor endişesinden doğmuş. Çünkü bir anlamı kavramayı güçleştiren şey, onun kendi içinde başka anlamlara evrilme, bir diğerini kabul etmeme isteği oluyor çok zaman. Dolayısıyla yazarın 'suya yazı yazmak' diye söz ettiği durum, her şeyin havada asılı kalışına bakarken gözden kaçırılan edinimler. Bu bir başarıyı buran, kişiye yetersizlik hissini bir mecburiyetmiş.esine yükleyendir.

Feminizm-Kendi Arasında, Aksu Bora'nın son altı yılda çeşitli yayınlarda yazdığı yazılardan oluşuyor. Yazılar kendi içinde, 'Feminizm', 'Kadın Temsili', 'Kadınlık ve Tarih' olarak sınıflandırılmış. Elbette konuya feminizmin ve derdinin ne olduğunu söyleyerek başlıyor. Bu bölümde, sınıfsal farklılıklara rağmen, salt cinsiyet paydasında bir ortaklık kurulup kurulamayacağının yanıtını arıyor. 'Farklılıklarımızla birlikte' düşünden yola çıkan feminizm, birlikte hareket etmekte büyük bir tıkanma yaşadığını vurgular yazar. Burada sorgulanması gereken, ezilmeden ve sınırlanmış konulardan ötesidir. Konu bir biçimde 'ihlâl imkânı' nın üzerinden yürütülmelidir. Kimin ne yapıp etmediğinden ziyade, tıkanmanın kaynağını bulup, oradan çözüme gitmenin yolları üzerinde durur: 'Bu başarısızlığın yalnızca feministlere fatura edilmesi haksızlık olur, ancak örgütlenmeye, politika yapma tarzına, kendi üzerine düşünmenin son derece zayıf kalmasına, 'kişisel olanın politikasının'politikanın kişisel bir mesele haline dönüşmesi anlamına gelmesine... bağlamak mümkün.' Bütün bu yanıt arayışlarının kökeninde, feminizmin sadece kadın erkek farkı üzerinden yürütülerek kendine bir hareket olanağı ve ivmesi kazandıracağının yanılgı olduğu saptaması önemlidir. Zira nedenlere yürürken, nedenin itkisi hep meçhul kalır. Ancak Aksu Bora, bu meçhullerin didiklemesini özenle yapıyor. Kendi hikâyesini kurabilen bir feminizmle işin içinden çıkılabileceği vurgusu, feminizmin özünde kendisine hiç benzemeyen hikâyelerle yapılacak dil birliğinden beslenendir.

Feminizm-Kendi Arasında, meseleyi irdelerken özellikle 'feminizm' ve 'kadın hareketi' ayrımı üzerinde duruyor. İçeriğindeki 'kadın' adlandırmasından ötürü bir akrabalık aranamayacağının, bambaşka ideal ve meseleler üzerinden yürüdüklerini belirtiyor. Kadını belirleyenin 'yuva', 'aile' olması, feminizmin uğraştığı meseleye gölge düşürendir. Kadını 'yuvayı yapan dişi kuş', 'evinin kadını' kimliklerinden soyutlamadan bir yere varılamacağı, akılla kuşanmış fikir sahiplerince malumdur. Bu nedenledir ki içinde kadın kelimesinin olmasıyla yetinilemeyeceğini, kelimeler ve vurgularla yetinmenin bağnazlığını defalarca belirtir Bora. Salt yıkıcı bir savunmadan çok yapıcı bir yol, işlevsel olandır. Ancak bunu yaparken yıkılması gerekende tereddüde yer yoktur. Bunun izleğinde 'uyumlu-razı gelen' olmadan, kendi bildiğini söylemekten geri adım atmayacak bir harekete gereksinim vardır. Ezilmeden çok eziliyor olmanın bilgisinden doğan bir hareket aranmalıdır. Eşitsizlik sorununu bir siyasal problem olduğu kabulü, feminizm ve kadın hareketi ayrımının ta kendisidir.

Öte yanda, benzer bir ayrım ya da ister istemez, kendini ayrı tutmaya zorlanmış bir feminizm algısını tartışır: Sosyalizmle feminizmin 'arkadaş kalabilirliği...' Meselelerin kendine dönükmüş gibi algılanmasından doğan, henüz sırası gelmeden konuşmuş bir konu varsayılan feminizmin, kendini ifade etme çabası, birlikte yol alınabileceğine dair durmadan kendini ispatlamak zorunda kalışı: 'Diyeceğim, eğer sosyalizmle yapacağımız şey kendimize bir tür ahlaki güvenlik hattı kurmaksa, gayet riskli bir iş gibi görünüyor. Çünkü o hat epey yukarıda yaşamaya mecbur kılıyor insanı, feministler için gerçekçi olamayacak kadar yüksek!'Ama sosyalizmle ne yapılacağı sorusunun yanıtının güçlüğüne rağmen, sorudan vazgeçmenin de mümkünsüzlüğünü belirtirken, kopamayacak bir bağı yineler. Ne var ki, bu onun diline uyumlanarak yürütülecek bir ilişki olmayacaktır. Özgürlük hareketinin, eninde sonunda bir yankı bulacağından şüphesi yoktur yazarın. Güvenli kıyılarda gezinmekten ve hep aynı söylemi yinelemektense biraz daha derinlerde keşfedilmeyi bekleyene yürümekten yana bir harekettir bu.

EV METAFORU

Kitaba adını veren 'Kendi Arasında', kendi içinde ayrılan feminizm türlerini örnekliyor ki bu, yazarın feminizmin kafa karışıklığına varan farklılaşma süreçlerinin ironisidir. Hangisinin akla yattığını, okuyucu ister istemez bulacaktır. Bu bölümden itibaren, yaşam tarzlarının mesele üzerindeki dolaylı/doğrudan etkisini irdeleyen yazılarla, aslında hep fark edilen ama uygun cümlelere nedense dökülemeyen gerçekler ortaya serilir. Bilmenin, işlevselliğe katkısının olup olmadığı sorusu burada da okuyucunun aklında belirecektir. Aksu Bora'nın üzerinde durduğu bir diğer mesele de 'temsil sorunu'dur. Kadının sadece kadın tarafından temsilinin yetersizliğini savunurken bir anlamın altını da çizer: 'Adını koyalım: Bir toplumsal grup olarak kadınların temsil edilmeleri gerektiği düşüncesi, ancak feminizmle mümkündür. Çünkü cinsiyetin birer kukuya sahip olmaktan fazlasını ifade ettiğini, kadın ya da erkek olmanın toplumsal düzen içindeki yerimizi ve iktidarla ilişkimizi belirlediğini söyleyen düşünce, feminizmdir.'

Kadın olmanın, var oluşuyla yetinemeyecek, ille de emek harcaması gerekliliği feminizmin yola çıkış nedenlerindendir elbette. Bunun ağız birliği edilerek susulan, asla dile getirilmeyen ama her şeyden daha fazla -adeta bir genetik aktarımla- bilinen gerçekliğini sorgular yazar. Kadın olabilmek için varlığını kanıtlayabilmek için harcaması gereken emek. Bunun insanlığı ihlal eden, bir tür yara gibi nesilden nesile taşınan varlığını 'sevginin ve kadın olarak onaylanma arzusunun bedeli, kadınlık yükünü üstlenmektir'de aramak kaçınılmazdır.

Bora, Feminizm-Kendi Arasında'yla soruların nasıl sorulacağını, zamanın nerelerde yittiğini ve aslında kazanımların azımsanmayacak kadar büyük olduğunu anlatıyor. Üstelik yer yer akademik söylemler içerse de üslubu, bir dost konuşmasını, çok tanıdık bir sesin bıraktığı güveni veriyor. Konunun detayı ve elbette kendi içindeki özel diline rağmen rahatlıkla okunabilen; okuru kavram yüklerinin altından dostça çekip çıkaran bir kitap Feminizm-Kendi Arasında. Yakınında dururken bakmaktan kaçılan, yaralarla dolu bir sırrı anlamsızca taşımakta direnen kadınların hikâyesine dönüyor. Bunu yaparken ev metaforunun altını özenle çiziyor. Çünkü aidiyeti ve sahip olmayı belirlediği kadar, güveni de temsil eden bir çabanın ancak güvenli bir evle; dilediğinde çıkıp gidilebilecek bir odayla ilişkisi var. Elbette bu 'kendine ait bir oda'nın kapısının ancak, kendi sözünü söyleyebilen,o çok tanıdık korkulardan arınmış olana açılacağını biliyoruz. Yaşamda kalmak için varlığını durmadan ispatlamak zorunda kalan insanın, nereye giderse gitsin, gittikçe daralan, bir diğerinden hiç farkı olmayan odalara hapsolacağını da. Bora, bu açmaza yürekli kesikler atan kitabıyla, olası çözümlerin ipuçlarını fısıldıyor...

Feminizm-Kendi Arasında/ Aksu Bora / Ayizi Kitap/ 208 s.

 

26 Nisan 2012

Balbay'dan yeni kitap: Denizlerin Davası
Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay'dan bir kitap daha... "Denizlerin Davası" raflardaki yerini alıyor...

Cumhuriyet Haber Portalı

 

İstanbul- Ergenekon davasında tutuklu bulunan Mustafa Balbay, Silivri'deki tecrit koğuşunda bir kitap daha hazırladı. Balbay, 'Denizlerin Davası'ndaDeniz GezmişHüseyin İnanYusuf Aslan'ın avukatı Halit Çelenk'in anlattıklarını okuyucuyla buluşturuyor.

'Halit Çelenk Anlatıyor: Denizlerin Davası', 30 Nisan'dan itibaren raflarda olacak.

 

26 Nisan 2012

'Baba-oğul ve Kutsal Roman'
Murat Gülsoy'un, Can Yayınları'ndan çıkan yeni kitabında 'Baba-oğul ve Kutsal Roman' raflardaki yerini aldı.

Cumhuriyet Haber Portalı

 

İstanbul Murat Gülsoy'Baba-oğul ve Kutsal Roman'da kurduğu eğlenceli ve kendine özgü âlemde, hem büyü yapmaya hem büyü bozmaya davet ediyor okurlarını. Karanlığın aynasına koyu bir ironiyle, acımasız bir yalınlıkla güle oynaya giriyor, kırıp parçalarına ayırdığı bir hayatı gözlerimizin önüne seriyor. Baba, Oğul ve Kutsal Roman, edebiyatın başkalarının hayatlarına kaçıp saklanmanın değil kendi dehlizlerinde dolaşmanın bir yolu olduğuna inananlar için….

 Murat Gülsoy kimdir? 

Murat Gülsoy, 1992-2002 yılları arasında arkadaşlarıyla Hayalet Gemi dergisini çıkardı. Bu Kitabı Çalın adlı kitabıyla 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı’nı ve Bu Filmin Kötü Adamı Benim adlı romanıyla 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. Bu Kitabı Çalın, Almanya’da Stehlen Sie dieses Buch adıyla yayımlandı. İstanbul’da Bir Merhamet Haftası birçok dile (Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça) çevriliyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi, mühendislik ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyor; sadece yazmayı değil yazmak üzerine düşünmeyi de seviyor.
www.muratgulsoy.com
http://muratgulsoy.wordpress.com

Murat Gülsoy’un Can Yayınları’ndaki diğer kitapları:

Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul, 1999
Bu Kitabı Çalın, 2000
Âlemlerın Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler, 2002
Binbir Gece Mektupları, 2003
Bu Filmin Kötü Adamı Benim, 2004
Büyübozumu, 2004
Sevgilinin Geciken Ölümü, 2005
İstanbul’da Bır Merhamet Haftası, 2007
602. Gece, 2009
Karanlığın Aynasında, 2010
Tanrı Beni Görüyor mu? 2010

27 Nisan 2012

 

 

'Her şiirim bir insana açılma, bir gönüle girme çabası'
Şiir yazma çabası gütmeyen, şiiri yazan bir şair Nazmi Ağıl.

Gamze Akdemir

 

Cumhuriyet Kitap - Günlük yaşamdan süzülüp geleni, dibe çöken şiir tortusunu, sözü, şiirden esirgemeden su yüzüne çıkarma azminde. Kendi durakları arasında durmaksızın işleyen bir şiir mekiği niteliğindeki yeni kitabı Yavaş Matematik'i de bu duygularla kaleme almış. Kimi muzip, kimi hüzünlü ve çoğu her fırsatta aşka dokunmak istemiş şiirleriyle bezeli kitabı. Ağıl Yavaş Matematik'i anlattı.

-Naif, iyimser başlıyor kitaba adını veren şiiriniz Yavaş Matematik' Alaycı bitiyor derken' Hayata muzipçe bir nanik, maziye ehilce bir selam çakarak'

- Şiirin hayata hep naif, hep dışarıdan ve olan bitene şaşarak bakması istenen bir şey. Hazır yaşam tarzlarına alternatif bakış açıları sunmak ancak böyle mümkün çünkü. Bu yüzden bir önceki kitabımda yer alan 'Umut'un Bayramı' adındaki şiirin imlediği gibi zaman zaman mecburen bilge hoca, görmüş geçirmiş baba rollerine girsem de birçok alanda hayata bir çırak kalmaya özen gösteriyorum. Tabi bu aynı zamanda bir lüks, hele de İstanbul gibi trafiğe ilk kez çıkan bir sürücüye nasıl hoşgörüsüz davranıldığını hatırlayın, acemilikleri affetmeyen bir kentte yerleşmişseniz. Yavaş Matematik önermesi nedeniyle hızlı çağa böylesi bir yaklaşımın bir ifadesi, ilk değil elbet, 'yavaş yemek,' 'yavaş kent' kavramları zaten dolaşımda. Hikâyesi şöyle: Bir gün Cumhuriyet'in Bilim Teknoloji ekinde bir Türk matematikçiye Japonya'daki 'Slow Math Vakfı' tarafından bir ödül verildiğini okudum. Bu isim bana çok şiirsel geldi, çağrışımlarının izini sürdüm. Şimdi de, William Blake'in meşhur 'Kaplan' şiirindeki 'korkunç simetri' sözü şiirin bir tanımı gibi okunur ya, gerektirdiği ince hesap -yapı kurmanın temelindeki mühendislik anlamında- ve dar vakitlerin karşısına koyduğu sonsuzluk düşü nedeniyle bu adın bir şiir kitabına çok yakıştığını düşünüyorum.

İyimserlik... Evet, yazmaya devam ettiğime göre, hâlâ umudumu yitirmemişim demek ki. Arada sırada, içten bir gülüşle karşılaşmak bu inancımı tazeliyor. Şiirimdeki muziplik de buradan geliyor zaten. Okura bir göz kırpış, 'Evet, şu anda çok ciddi konularla meşgul oluyoruz!' repliğini söylerken 'Biz aslında daha temel olan şeyleri biliyoruz, değil mi?' der gibi. Bitişe gelince, niyetim 'alaycı' olmak değildi, ben daha çok 'iyi huylu' derdim son bölüm için.

- Âşık olunana âşık olandan sıra dışı bir tirad gibi hasretle akıyor bir 'Kelebek Etkisi' şiiriniz' Sevenin, sevilenin baş figür olduğu bir ressamın tablosunda ayrıksı bir öğe olarak saklanarak, utanarak, sıkılarak takip ettiğini düşlemesiyle akıyor şiir' Hatta belki de o tabloya yakışmadığını düşünüyor seven'

'BU, AŞKLA DERDİ OLAN DEĞİL, DERDİ AŞK OLAN BİR ŞİİR'

- Son yıllarda akademik çalışmalarım arasında resim-şiir ilişkisi önemli bir yer tutuyor. Okulda görsel yapıtlardan ilham alarak yazılmış şiirleri ele alan dersler açtım. Bu ilgi farkında olmadan şiirime de yansımış. Kitapta resmi konu edinen başka şiirler de var. Sanat-hayat, hayal-gerçek, çerçevenin içi-dışı ya da kendisi gibi meselelere kafa yorma gereği duymuşum. 'Kelebek Etkisi' aşk vesilesiyle asıl bu ilişkileri ele alıyor bence.

- Aşkla derdi olan bir şiir değil, derdi aşk olan bir şiir denebilir mi Yavaş Matematik için?

- Haklısınız. Hem zaten aşkla ne derdi olabilir ki insanın? Yaşamın en temel harcı aşk. Ama bütün şairlerin derdi olmuş aşkı dile getirmek, onu farklı, en yeni en çarpıcı şekilde anlatabilmek. Bu anlamda yer yer böyle bir kaygıyı sahiplenmiş olabilir benim de yazdıklarım. Deminki cevabımla bir parça çelişmeyi göze alarak, her vesileyle aşka dokunmak istemiş olabilir. En aşk şiiri gibi durmayanlar bile doğru bağlamda öyle okunabilir.

- 'Yol' adlı şiirinizden 'ya da böyle bir şeydi işte,/ günlük yaşantımızın az ilerisinde/ kaybolmak hissi/ ve yol bize bunu yaşatmak için/ dolanıp duruyordu hiçbir yere varmadan,/ ki en sonunda bulmak hoş bir sevinç olsun; (')' dizelerini alıntılayarak ve 'Yalnızız' adlı şiirinizi de katarak sorarsam; devinen bir yaşama, kısırdöngülere, yorgun ve yalnız bireye nasıl bir güzelleme denebilir özellikle bu şiirleriniz için?

- Yaşamın devingenliği büyüleyici bir şey, bir salyangozun kabuğundan çıkarken ya da kabuğuna girerkenki sonsuz dalgalanmasına uzun uzun baktığım çok olmuştur. Öyle bir şey yaşam, sonsuz olanaklar, olasılıklar haznesi. Bir yolculuk hazırlığını düşünün, gideceğiniz yeri belirlemiş, her şeyi ayrıntılarıyla planlamış bile olsanız altan alta hesapta olmayan güzel sürprizlerin sizi şaşırtmasını beklersiniz ve boşuna değildir bu beklenti, hayat size sunacak yeni bir şeyler bulur çünkü daima. 'Yorgun ve yalnız' bir birey mi belirginleşiyor kitabımda? Eyvah, onca direnmeme rağmen yaşlanmışım demek ki. Ama ben çok da öyle olduğunu sanmıyorum. 'Yalnızız' adlı şiir de zaten sokakta bir başına yürüyen insanın bile aslında yalnız olmadığı, onu izleyen bakışların verdiği güçle hareket ettiğini anlatır. Yaşamın devingenliği, yolun dönüp aynı yerlerden geçmesini bir 'kısırdöngü' olarak görmemeli, bu geri dönüşler olsa olsa her defasında yeni bir şeyler fark etmek içindir, hep naif kalabilenlere.

'BÜYÜK LAFLAR EDEN ŞİİRLERİ BENİMSEYEMİYORUM'

- Kolu kanadı -bir süredir ve belki de bir süreliğine- kırık bireylerin seslenişleri, çoğu zaman iç çığlıkları gibi dışavuruyor şiirleriniz' Yaralı bireyi olanca ve bir o kadar haklı bencilliğiyle baş başa hayatla ve aşkla ve çevresiyle hesaplaşırken okuyoruz dizelerde. Sonra, sıklıkla sorular soran bir şiir söz konusu yer yer içine kapansa da veya salt sevgiliye seslenirce seyretse de' Neden böyle bu?

- Günlük hayatta çoğu zaman neşeli biriyimdir. Yapımda karamsarlık yok ama itiraf etmeliyim ki her güne yeni bir heyecanla başlamak için koşulluyorum kendimi ve gülümsemenin insanların birbirlerine sunabilecekleri en güzel armağan olduğu kanısındayım.

Ancak şiir yazmak yalnız bir iş, kendimle başbaşa kaldığım böyle zamanlarda demek ki -hadi diyelim- oyunu birazcık askıya alıyorum. Şiirlerimi yayımlayarak neden o olumsuz ruh halimi insanlara bulaştırdığımı sorabilirsiniz. Sonuçta hüznü de seven bir toplumuz ve estetik nesne olarak şiirlerimin hayatı güzelleştirip onu daha zengin algılamamızı sağladığını umuyorum.

- İlla kentsoylu anlamında değil de yengili yenilgili tarihiyle semtlerce sarmalayarak, aşka gücünü, gizemini, çehresini, tanrısallığını katan kent anlamında İstanbullu bir şiir diyebilir miyiz kitabınız için?

- Çok kıskandığım dizelerden biridir 'İstanbul'u sevmezse gönül aşkı ne anlar.' Yaşadıkları kentleri şiirlerinin konusu yapabilmiş şairlere de hayranlık duymuşumdur hep. Bu kitapta bazı şiirler aşkı ve İstanbul'u bir araya getirme fırsatı verdi ya da belki Huzur'daki Mümtaz'ın dolaştığı bu semtlerde dolaşmak ister istemez bir yandan aşkı ilham ediyor, bir yandan da estetik algılarını açık tutuyor insanın ve bu bireşim kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !